Cem Karaca ve Barış Manço ortak röportaj – 1

1976 tarihli Hey dergisi .biraraya getirdiği Cem Karaca ve Barış Manço ile ortak bir röportaj gerçekleştirmiş.Hulusi Tunca tarafından gerçekleştirilen röportajda ,güncel olaylar ışığında Türk pop müziğinin sorunları masaya yatırılmış..

– Topluma karşı bir göreviniz olduğunu düşünüyormusunuz, bu görev nedir ?

Barış Manço – “15 yılı geride bıraktık.Bu 15 yılı ve bundan sonra olacakları birkaç satıra sığdırmak olanaksız.Bizi seven bize destek olan halkımız bugüne kadar bende ne bulmuşsa benim görevim odur.Bir kuşak bizlerle beraber büyüdü ,Yunusu Emrahı, Pir Sultanı duydu, öğrendi.Bugün yollar değişti ,daha başka şeyler söylüyoruz.Müziğimi doktrinler üstü ,ideolojiler üstü tutmak çabasındayım.Kendi müziğimi, “Buda Türk müziklerinden biridir” diye batılılara sevdirmeye çalışıyorum.Şayet bu bir görevse benim görevim budur.”

Cem Karaca – “Biz gençlik ve kitleyle diyaloğu olan sanatçılar olarak ,topluma nasıl yararlı olacağımızı, ince bir araştırmayla saptayıp, kitlenin daha doğru ve gerçeğe yönelmesini sağlayacak yapıtlar üretmeliyiz.Bu üretimin bazı ekonomik ve sosyal tavırları önermesi de kaçınılmaz.”

– Ülkemizdeki geri kalmışlık, müzik alanında da kendini hissetiriyor.Kalkınmakta olan ülkeler düzeyine ulaşabilmek için sanayileşme çabaları sürdürülürken, müziğimizi geri kalmışlıktan kurtarmak için alınacak önlemler neler olabilir.

Barış Manço – “Biz tolum olarak geri kalmayı çok sevdiğimiz gibi, katiyyen yerimizden kıpırdamamayada kararlıyız.Örneğin bütün İstanbul u dekor olarak süsleyen trafik lambalarına kesinlikle uymayarak, tarlada yürür gibi gezinmeye azimli bir toplum, tabii ki ,Cem in yada benim yırtınmamla, sahneleri dolduran yeteneksiz, sazdan sözden yoksun artiz makülesini seyretmekten vazgeçmeyecektir.”

Cem Karaca – “Müzik endüstrileşme aşamasına geldiğinde, her endüstriyel üretim gibi belli olanakları gereksinir…Çünkü en azından üretilen müziği dinlemek için gerekli araçlar teyp,pikap,radyo öncelikle elektrikle çalışan araçlar olduğundan vede satın alınmak istendiğinde belli ekonomik olanakları gerektirdiğinden, Türk toplumunun büyük çoğunluğunu pazar olarak görmemiz olanaksızdır.Geriye sakız çiğneyerek ,fotoroman okuyarak ve yıldız falı takip ederek düşler kuranve bir transistör toplumu görünümünde olan “Arancıman” alıcısı kalmaktadır ki, kanımca tüketici olarak hayli yetersizdir…Türkiye en önce elektronik endüstrisini kuramamıştır.Kayıt olanakları ilkeldende ötedir.Ancak, Türk otomobil tamircilerinin Ford arabaya, Mercedes parça takıp yürütmeleri gibi aslında zeka dolu , ancak akılcılıktan uzak yöntemlerle plak kayıtları gerçekleşmektedir.Devletin radyo ve televizyonlarındaki kayıt araçları ve yöntemleri ise elektronik değil Allahbüyüktroniktir…Konser salonlarına gelince.Ülkemizde müzik spor salonlarının o “haydi Bastır” dan gayrısına elvermeyen uğultusunda ve gazinoların iri birer meyhaneden başka bir şey olmayan karmaşıklığında üretilmektedir.Grupların durumuda pek içaçıcı değildir.Bir tek 45 likle üne kavuşan şarkıcı takımı, arkasına bir topluluk kurmayı düşünmemekte, buda yetenekli çalgıcıların ortaya çıkmasına olanak vermemektedir.Üretilen plaklar giderek aynı çalgıcıların aynı düzenleyicilerin işleri olmaya başlamıştır….

– Beslenme konusunda önemli miktarda protein açığı içinde bulunan ülkemizde, bu açığın giderilmesi için balıkçılık çözüm bekleyen sorunlar arasında yer alıyor.Ya beste konusunda önemli bir açık içinde bulunan Türk pop müziği dünyasında, bu olaya nasıl bir çözüm aranıyor ?

Barış Manço – “Balıkçılığı Cem halledecek inşallah.Bende yakında yumurta üretimine başlayacağım…Şaka bir yana ,”kimin evini kime soruyorsunuz..” diye bir laf vardır.İkimizde bu açığı çapımızca kapatıyoruz..

Cem Karaca – “Yasa dışı avlanıp kısa yoldan yükünü tutmayı amaçlayan balık ağalarının sayesinde can çekişen balıkçılığımız protein sorununa çözüm getirebilirmi bilmem.Ancak Anadolu kültürüne sırtını dayayan çağdaş dünyanın çok sesliliğine yönelik beste çalışmaları çok yararlı olur kanısındayım.Parlementer aylıklarının 5 haneli rakamlara ulaştığı günümüzde ,bir Aşık Mahzuni Şerif, parçası bir başka sanatçı tarafından plağa okunduğunda 500 TL telif hakkı alırsa, Türk hafif müziğindeki beste açığı pek kolay kapatılamaz….

– Ankara belediye başkanı Vedat Dalokay ,düzenlediği basın toplantısında ,fırıncılarla savaşı, Kıbrıs savaşına benzetmiş.”Bir Kıbrıs savaşınıda biz buarada veriyoruz.Ekmekteki sömürüyü halkımıza anlatacağız.” dedi.Sizlerde kaset sorununu bir savaşa benzetip, plak konusundaki sömürüyü anlatırmısınız ?

Barış Manço – “Vedat Dalokay saygıyla selemladığım erdemli bir idareci.Onun sütünüde ekmeğinide sırtıma alır Ankara sokaklarında satarım.Milyonlarca kaset kaçak olarak yurda girmektedir.Yani milyonlarca “Doyçmark” yurtdışına kaçmaktadır.Bizim plak kazancımız yüzde bin oranında düştüğünden, mali yılbaşı ödediğimiz vergilerde bir okadar düşmüştür.Kanımca bu konuda söylenecek fazlaca birşey yok.Tanzimat devrindede aynı şeyler oluyordu….

Cem Karaca – “Bilmem Dr frankeştaynı bilmeyeniniz varmı.hani Dr frankeştayn istemeyerek bir canavar yaratır, sonundada canavar doktoru öldürür.Bem kaset sorununu plakçıların kendi yarattıkları bir canavara benzetiyorum.Bildiğim kadarı ile plakçılar kendi sanatçılarının kasetlerini kendileri yapıyorlar.Benim şirketim bana ödediği x ücret karşılığı benden bir adet 45 lik plak hakkını alır.Ancak bu plaktaki parçaları kalkıp kasete doldurup pazarlar ve bundan belli bir kar üretirse benim aldığım ücretde doğal olarak iki katına çıkmalıdır.”

Adınız (gerekli)

Epostanız (gerekli)

İletiniz